Her Nefes

Pınar Keskin
3 dakika

Her nefesimize şükretmek mümkün mü? Bu adı duyduğumda ilk aklımdan geçen soru bu oldu. Nefeslerimizin kıymetini belki biraz olsun hatırlayabildiğimiz ilginç bir pandemi dönemi yaşadık. Bir minik virüs geldi, dünyayı eve kapadı, nefeslerimizi zorladı, doğaya nefes aldırdı… Bizler de neyin öncelikli, neyin daha kıymetli olduğunu, kıymet verdiğimiz birçok konunun ve sorunun o kadar da önemli olmadığını anladık… diyebilir miyiz? Anladık mı gerçekten? 

Bizden bir günümüzü anlatmamızı isteseler, sanırım hiçbirimiz gün içinde en çok yaptığım aktivite nefes alıp vermek diye bir cevap vermez. Büyük bir lütuf sayesinde bunu o kadar doğal olarak yapıyoruz, yapabiliyoruz ki, oturup düşünmek aklımıza bile gelmez, adını da anmayız. Bize verilen bu hediye o kadar büyük ki, eğer nefes alıp verme işi bilinçli olarak yapmamız gereken, konsantre ve farkında olmamız gereken bir eylem olsaydı ne hayattan zevk alacak halimiz ne de başka şey yapacak gücümüz kalırdı. Böylesine doğal olarak ve farkında olmaksızın bizi hayatta tutan bir güzelliğe sahibiz. Bize verilen sayısız nimetleri hiç düşünmesek bile sadece aldığımız her nefes için her an teşekkür edebilsek biraz olsun kıymet bilmiş olur muyuz acaba?

İnsanoğlu olarak hep bir kibir içindeyiz sanki. Bu kibrimiz sadece günlük hayatımızda, çevremizdeki insanlara karşı değil. Doğaya, bitkilere, hayvanlara, taşa toprağa hatta belki aldığımız nefese karşı bile kibirliyiz. Bu kibir bize doğanın bir parçası olduğumuzu, aslında tüm insanlarla olduğu gibi doğa ile de bir bütün olduğumuzu unutturuyor. Her nefesimizin değerini fark etmediğimiz gibi, birçok yaratık arasında, onlarla bir ve tek olduğumuzu da fark etmeden doğanın içinde olamıyoruz. Tam tersine onun üzerinden geçip gidiyoruz. Oysa nefeslerimizin kıymetini bize hatırlatan küçük virüs, kendisine göre çok büyük olan insanların sokağa çıkmasını engelleyince doğa nefes aldı. Büyük küçük tüm hayvanlar ve bitkiler neşelendi, canlandı, yeni yerler keşfetti, arındı. Belki de olması gereken hale döndü. Tüm bunları gördükten sonra evlerimizden çıktığımızda artık farkındalığımızın daha yüksek, değerlerimizin değişmiş olacağını, ego çözülmeleri yaşayacağımızı, egolarımızla ördüğümüz duvarlarımızı yıkıp, kendimizden küçük gördüğümüz böceklerle, taşlarla, toprakla bir olup, daha doğrusu halihazırda bir olduğumuzu fark edip, bunun sonucunda kendimizden çok daha büyük olan güçle bağlantımızı kuvvetlendireceğimizi düşünmüştüm. Keşke yapabilseydik…

Özne ve nesne ilişkilerinden kendimizi kurtarıp, doğanın kendisi olabilsek, bizden çok büyük hatta sonsuz olan, ama aslında bizimle bir olanla derin bir bağlantı kurabilir ve hakiki aşkı hissedebiliriz belki. O zaman sadece tek bir ağacın, hatta bir yaprağın yanması bizi de yakar. O zaman çığlıklarını duyarız belki yeşilin ve mavinin. Plastik kullanmamak için daha çok çabalar, gereksiz tüketimden daha da kaçar, musluğu yavaş açar, lüzumsuz ise elektriği söndürürüz belki… Boşa harcadığımız tüm bu değerler ile kendi nefeslerimizi kirletiyoruz. Nefeslerimiz temizlendikçe, olayları ve dünyayı bu derece materyalist bir bakış açısıyla gösteren filtrelerimiz de temizlenir belki. Filtrelerimiz temizlendikçe erdemli insanların gözleriyle bakabilmeye başlama imkânı buluruz bir ümit. 

Biz ve bitkiler, tüm canlılar ve hatta cansızlar aynıyız. Bir’iz. Bu birliğin içinde her şey eşit öneme sahip. Bu noktada kendimizi önemli göremeyiz. Gerçekleri unuttuğumuz, kendi kaoslarımızı yarattığımız bu dünyada, fütursuzca tükettiğimiz plastikleri, sağlıklı beslenme niyetiyle yediğimiz bir balıkla birlikte tekrar içimize alıyoruz oysa. Dünyayı ve doğayı kirlettikçe Bir’liği kirletiyoruz. Bir’liği kirlettiğimizde ise ruhlarımız kirleniyor. İşte o zaman gittikçe daha kaotik, daha öfkeli, daha dengesiz bir dünyada başımıza bunların neden geldiğini sorgulayıp duruyor, soruya ne bir cevap ne de bir çözüm bulabiliyoruz. Oysa cevap da çözüm de kalbimizde. Kalplerimizi pırıl pırıl parlatıp birer aynaya dönüştürebilirsek ve aynaların sayısı artıp, tüm aynalar birbirlerinde Bir’liğin güzelliğini gösterir hale geldiğinde, aynaların sonsuzluğunda hakiki güzelliğin sonsuzluğunu yaşayabiliriz. Her nefesimizin aynamızı biraz daha cilalaması dileğiyle…

Diğer Yazılar

Hizmetimizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgi edinin. Tamam