Modern İnsanın Yitiği

Esin Tümer Kurnaz
3 dakika
-+=

Modern insanın anlam arayışı üzerine pek çok çalışma yapıldı. Bu çalışmalara artık yenileri eklenecektir keza 6 Şubat 2023 gecesi yaşanan deprem sonrası modern insanın anlam arayışını sorgulamak yerine modern insanın aradığı şeyin an itibarı ile en büyük yitiği olduğu ortaya çıktı.

Hayatın olağan akışı içinde anlam yüklediğimiz pek çok konunun boşa düşmesi gerçeği ile yüzleştik… 

Kurumsal hayattaki başarılar, terfiler, sağlıklı beslenme trendleri, pilates-yoga pratikleri, çocukların okul başarısı, piyano dersi, drama kursu, yurt dışı yüksek öğrenim hedefleri, dil becerisi yarışları…

Evin dekorasyonu, mutfağın renkleri, elektrik süpürgesinin en otomatiği…

Saatin markası, saçımızın rengi, markalı çanta seçimleri…

Arabamızın modeli, yaz tatilinin adresi…  

Hatta kasalara saklanan altınlar, pırlantalar, borsada kâğıtlar, coinler, senetler, sepetler… 

Hayatı anlamlandırmak için gösterilen pek çok çabanın beyhude olduğunun resmi çerçevelendi, her platformda karşımızda öylece asılı duruyor.  Anlam arayışını, başkasına, sisteme, moderniteye, ranta endeksleyen düzenin sonucu dağlara taşlara gömüldü. Bütün hırslarımız, sahip olmak için didindiğimiz değerler un ufak, “Üç Erciyes Dağı” yüksekliğinde moloz yığını şimdi. Koca bir boşluk içinde asılı kalan modern insanın hayatına “Anlam Kaybı” kara bir bulut gibi çöktü ve aynı zamanda anlayan ruhlara güneş gibi doğdu.

Elbette hayatı yan gel yat şeklinde özetlemiyorum ama hayata dair bağları gözden geçirmenin önemine dikkat çekmek istiyorum. Hiçbir şeye sahip olmamanın lüksünü bir kez olsun düşünmeyi öneriyorum.

Geçenlerde bir sanatçımız “Şahsi eşyalarımın sayısını 165’e indirdim” dedi. İlk kez popüler bir isimden bunu duymuş olmak, bu tarz yaşam örgüsüne sahip çıkmak adına beni sevindirdi açıkçası.  Kaç kişinin dikkatini çekti bilmiyorum ama an itibarı ile siz kaça indirebilirsiniz diye sormak istiyorum? Ya da ben kaça indirebildim? Tel tokadan başlayıp ayrılamayacağımızı düşündüğümüz tüm şahsi eşyalarımızın sayısı nedir acaba? Tam da bu düşünceler içindeyken depremin manevî yaralarını sarmak konulu bir seminerde şöyle bir tespit yapıldı: “Hayat, ilerleyen yaşlarda sadeleşme sanatıdır.” 

Tabii bu hayatın içinde yukarıda saydığımız kaygılara rahat rahat cevap verecek ekonomik özgürlükte olalım. Bunun için çalışalım çabalayalım ama yüklediğimiz anlamı da düşünelim. Maddenin cazibesine teslim olmayalım. Yokluğunda dertlenmeyelim. Eşyanın esiri, maddî olanın hizmetkârı olmayalım.  Yüzyıllardır aynı şey söylenmiyor mu?  “Ne senin bir şeye sahip olman, ne de bir şeyin sana sahip olması” bu ruhun özeti değil mi? Maddi olandan ümidi kesince elimizde kalana bakmak lazım. Elimizde kalan nedir? Hırslar, başarılar, “en” güzeller bitince elimizde kalan sadece manevî ip. Bunun dile gelmiş hâlini de deprem bize öğretmedi mi? 

Başımıza gelen bu felaket aynı zamanda büyük bir dönüşüm. Unutulanı hatırlatmak, eşyanın kulu olmamak için açılan büyük bir pencere. Her gün nasıl faydalı olurum yanında ben neredeyim ne yapıyorum sorusunu da sorduran bir önerme. Fazlalıklardan kurtulmak için büyük bir fırsat. Hayata dair bağları gözden geçirmek için büyük ders.  

1 Yorum

Esra Son 2 Nisan 2023 - 05:21

Kaleminize ,emeğinize sağlık sayın hocam, ne kadar yalın ve içten ifade etmişsiniz yaşanılan ve yaşatılanı.
Sanırım bu yüzyıldaki en büyük mücadele Nefs’imize karşı Nefes’alabilmek!
Mâna ile yaşayabilmek, hiçliğe doğru giden yoldaki ışığı görebilmek…
Umarım bir daha böyle tokatlanmayız..

Cevap

Yorum Yaz

Diğer Yazılar

Hizmetimizi geliştirmek için çerezleri kullanıyoruz. Ayrıntılı bilgi Tamam