Ümit, Korku ve Ümitsizlik

Banu Büyükçıngıl
2 dakika

Geçenlerde İKSV’nin dünyaca ünlü opera sanatçısı Leyla Gencer için hazırladığı belgeseli izledim. Leyla Hanım’ın hayata bakışı ve duruşu, ümit ve korku arasındaki gelgitleri anlatan güzel bir örnek. Kendisi müthiş azimli, başarılı ve çalışkan bir sanatçı ama sahneye çıkmadan önce hep çok korktuğunu söylüyor ve korku olmaksızın bir sanatçı olunamayacağını da ekliyor. Gencer’in hayatı, dengenin ve vazgeçmemenin ne kadar mühim olduğunu hatırlattı bana. Korkularına rağmen hiç pes etmemiş ve daima çalışmış. 

Ümit ve korku, birbirine zıt gibi görünse de zaman zaman aynı anda hissettiğimiz iki duygu. Bir şeyi arzu ederken içimizde korku hissedebilir ve korkarken de o isteğin olmasına dair bir ümit taşıyabiliriz. Sınava ne kadar çalıştıysak, sınav vakti gelince öğrendiklerimizi unutmaktan bir o kadar korkarız. Başarısız olmaktan korkarken çalışmaya devam ederiz. Uzmanlar bir işi yapmak için belli bir oranda stresin gerekli olduğunu söylüyor. Aslında stres, bizi çalışmaya teşvik eden bir vasıta görevi görüyor. 

Öte yandan, bu iki duygudan birinde takılıp kalmak tehlikeli olabilir. İnsan içinde bir nebze bile korku taşımazsa, ümide kapılıp hiçbir şey yapmadan hayâl diyarlarında kalabilir. Araba kullanmayı bilmeden, ehliyet sınavına girmek veya ders dinlemeden ve çalışmadan başarılı olacağını zannetmek gibi. Tam tersine, insan, korkuların pençesinde karanlık ümitsizlik kuyularına da düşebilir. Ümitsizlik, yapamama, başaramama, kendini yeterli ve değerli görmeme gibi duyguları barındıran, ölçülü stresin çok uzağında bir haldir. İnsan karanlık ümitsizlik kuyusuna düşünce, buradan ancak ümit ipine sarılarak çıkabilir. 

Öyle anlaşılıyor ki, vazgeçmek ve ümitsizliğe kapılmak kör kuyulara hapsolmak iken, ümit edip çalışmaya devam etmek ferahlık ve rahatlık veren bir his. Dozajında korku, belli miktarda stres, ümidin tersi olmadığı gibi rehavete kapılmayı önleyen bir yardımcı gibidir. Ümitsizlik ise, aşırı stres misali karanlık ve daraltıcıdır. Galiba işin sırrı Leyla Hanım gibi her iki duygunun da esiri olmaksızın bir arada kanat çırpmalarını seyredebilmek. Bunun nasıl mümkün olacağı, kişisel tecrübe ile ortaya çıkacak gibi görünüyor. Pes etmeden, bir ümide bir korkuya savrulmayı göze alıp, yolda yürümeli. Çünkü önemli olan, kimi zaman harekete geçiren kimi zaman durup düşünmeni ve hissetmeni sağlayan tecrübelerdir.  Korkudan ümit ile tembellikten korku ile sıyrılmak. Biraz ondan biraz bundan. Ne yalnız biriyle ne de biri olmadan. 

Son olarak, buna ilişkin Mevlâna Mesnevi’sinde şöyle diyor: 

“Ümit varken ümitsizlik yolunda yürüme; güneş varken karanlık semtine gitme!”

Diğer Yazılar

Hizmetimizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgi edinin. Tamam