Dirliğimizi Borçlu Olduğumuz Birlik ve Âhenk-1

Serdar İskit
5 dakika

Biotensegrity: “canlı bütünlüğünü sağlayan zıtlıklar

Çocukluğumda anneannem başta olmak üzere büyüklerimin ağzından sık sık atasözü ve dualar işitirdim. Onlardan birisi geldi aklıma bu makaleyi kaleme almadan bir süre önce; “Allah dirliğimizi düzenimizi bozmasın inşallah!”. Dirlik kelimesine dair bir fikrim olsa da sözlüğe bakmadan edemedim. Diri kökünden gelen bu kelime hayat, canlılık anlamları taşıyormuş. Düzen ise kâinatın bütününde mevcûdiyeti ve devamını sağlayan yasa ve kurallar anlamının yanında bütünün parçaları arasındaki ölçülü uygunluk, âhenk anlamlarını taşıyor. Atalarımız sıkça ettikleri duanın içerisine bu iki kelimeyi boşuna birlikte yerleştirmemişlerdir diye düşünmeye devam ettim. 

Bir sabah, birkaç sene önce öğrendiğim bir kelime ile uyandım; “biotensegrity”. Vücudumuzun ayakta kalabilmesinin ve harikulâde hareketler yapabilmesinin mekaniğini açıklayan bu kelime, mühendislik alanında İngilizce gerilim-gerginlik (tension) ve bütünlük (integrity) sözcükleri birleştirilerek türetilmiş “tensegrity”nin canlı bilim alanına devşirilmiş halidir. Tensegrity, birbirine sürekli gerilim uygulayan bir grup parça ile birbirlerini sürekli sıkıştıran diğer bir grup parçanın bir araya gelerek oluşturdukları bir sistemi/bütünlüğü tarif eder. Ayakta kalışımızın hikmeti katı ve çok sert olan kemiklerimiz ve onları birbirine bağlayan kaslarımız değildir sadece. Çok katı ve bükülmez olan ile esnek ve yumuşak olanın sade birlikteliğinin yanında birbirinden farklı kuvvet yönleri olan parçaların birbirine zıt güçler oluştururken ortaya koydukları harika uyumdur asıl olan. 

Hücre yapısından başlayarak beden bütünlüğünün oluşumunda zıt güçler bir araya gelerek aynı bütün içerisinde âhenge dönüşmüşlerdir. İskelet ve hareket sistemimizde yer alan esnemeyenler ile esneyenler, eklemleri kapatan ve açan güçler, yukarı çekenler ile aşağı itenlerin fasya dediğimiz mükemmel bir örtünün altındaki kavgasız dövüşsüz, her birinin üstüne düşeni ortak gaye etrafında canla başla yaptığı âhenkli zıtlıklar bütünü sayesinde ayaktayız ve hareket ediyoruz. Hatta zıtların birlikte çalışma uyumunu artıran antrenmanların sonucu ortaya çıkan (spor, sanat ve dans alanlarında olduğu gibi) başarıların yanında ayakta durmak basit bile kalıyor. Âhenk buradaki en önemli kavram gibi geliyor bana. Zıtlar arasındaki uyum bütünde bir düzen sağlarken âhengin bozulması, örneğin birbirine zıt kas gruplarından birinin kısalması veya hep kasılı kalması durumunda düzen bozuluveriyor. Bu durumun bedendeki karşılığı ise hastalık oluyor. Hemen ardından şu geldi aklıma; bizler genel olarak zıtlarımızı pek sevmiyoruz, malum. Kemik, kas ve fasyamız böyle yapmayarak, tevhid bilinci üzerine bize müthiş bir farkındalık fırsatı sunuyor olabilirler mi acaba? 

Biotensegrity,  ‘canlı bütünlüğünü sağlayan zıtlıklar’ olarak da karşılık buldu zihnimde. Yıllar önce bir arkadaşımın dikkat çekmesi ile etimolojinin sağlık ile bütün arasında ortaya koyduğu ilişkinin farkına varmıştım. İngilizce sağlık anlamındaki “health” kelimesinin kökünün bütün anlamındaki “whole” kelimesi olduğunu bu fırsatla öğrenmiştim. Whole kökünden türetilen diğer birkaç kelime de bütünsel anlamındaki “holistic” ve kutsal anlamındaki “holy”dir. Bütün, bütünsel, bütüncül kelimelerini son yıllarda giderek artan sıklıkta duymamızın hikmeti nedir diye düşünebiliriz. İnsan evladının gelişim sürecinde meraklarımız bizi derinlere dalıp en küçük detayları keşfetmemiz sonucuna ulaştırırken dalmakta olduğumuzun bir okyanus olduğu farkındalığını sanki arkamızda bırakmıştık gibi geliyor bana. Dalmak ve ince detayları bulmak o kadar keyifliydi ki vurgun yeme pahasına derinlere dalmaya devam ediyor, detayları didikleme heyecanının peşinden ayrılamıyorduk âdeta. İnsan vücudunu örnek olarak alırsak bedenin açılarak içerisindeki organların teşhiri ile başlamıştır bu dalış. Organların şekli şemaili ile başlayan heyecanlı serüven günümüzde moleküler düzeyde sürüyor. Diğer taraftan daldığımız okyanusu da fark eder hale geldik. Bir anlamda elde edilen bazı detaylar da bizi bütünün farkındalığına yönlendirir oldu. Vücudumuzun içerisinde “öteki”lerden olarak gördüğümüz barsak bakterilerinin (mikrobiyota) aslında Hocamız Cemâlnur Sargut hanımefendinin çok güzel söyledikleri gibi “ötedeki tekimiz” olduğu anlaşıldı örneğin. Onları içimizdeki ötekiler olmaktan varlığımızın devamını sağlayan organlarımızdan teki olmaya yükseltti dalış merakımız. Bu yeni organ ikinci beyin olarak da anılıyor. Yediklerimiz ve alışkanlıklarımız barsak bakterilerini, onlardaki değişiklikler ise ruh halimiz dahil birçok vücud işlevini etkiliyor. 

Kurduğumuz organlar hiyerarşisi de değişiyor dalış maceramızla. Kafatasımızdaki beyni bir anlamda tahtından indiren bir gerçeğe işaret ediyor doksanlı yıllarda başlayan bazı araştırmalar. Barsaktaki bakterilerin oluşturduğu mecazi anlamdaki ikinci beyin benzetmesinin dışında kalbin de bir beyninin olduğu ortaya konmuştu. Böylece vücudumuzdaki beyin sayısının en az üç olduğunu öğrenmiştim, en sevdiğim duygulanım olan hayretle. Kalbin sadece kanı pompalayan bir organ olmadığı, hücrelerinin yarısından fazlasının kafatasımızdaki beynin hücrelerine benzer yapıda ve kalbin içerisinde âdeta bir beyin oluşturdukları ortaya kondu. Nörofizyologlar ile kardiyologlar el ele verince daha da hayret uyandıran veriler ortaya çıktı; beş duyu dışında doğrudan kalp ile ilişkili bir algı mekanizması, duygusal hafıza kaydı ve kafatasındaki beyin ile muhteşem bir iş birliği. Birlik ve düzen içerisinde olmanın muhteşemliği gibi geliyor bu bana. Kalbimde hissediyorum sözünü doğrular nitelikte bu bulgular. Son yıllarda beden-zihin-ruh bütünlüğü kavramının giderek daha sık dile gelmesi de boşuna değil. Organların ve işlevlerinin ayrılamaz bir bütün olduğuna ve bu şekilde değerlendirmesi gerektiğine yönelik farkındalığın sonucu bence.

Ruh halimizden bahsetmişken bütünün sınırlarını vücudumuzun dışına taşımaya vesile olması açısından ilk bakışta absürt gelecek bir soru sormak isterim; acaba bizim ruh halimiz kuşların nüfusunu etkileyen bir değişken olabilir mi? Sorunun sorulması cevabının evet olması beklentisini beraberinde getiriyor doğal olarak. Cevap gerçekten de evet. Hayret uyandırıyor bu cevap da değil mi? İnsanların depresyon başta olmak üzere psikolojik bozukluklar nedeniyle giderek artan antidepresan ilaç kullanımı söz konusu günümüzde. Bu kullanım o denli artmış ki, araştırmalar bu ilaçların vücuttan atılan kısımlarının su kaynaklarına karışması sonucunda, insanda olduğu gibi kuşlarda da libido azalmasına sebep olduğunu gösteriyor. Buradan da şu sonucu çıkarabiliriz sanırım; doğrudan kastımız olmadığı halde üstelik de sağlık gibi masum ve makul bir çaba içerisinde iken dahi hiç öngöremediğimiz ve istemediğimiz sonuçlara katkıda bulunabiliyoruz. Varoluş bu kadar bütün diye düşünmeden edemiyorum. Birbirine gözle görünmez bağlar ile bağlı parçaların âhenk ve düzen ile oluşturdukları muhteşem bütün, makrokozmos, âlem-î kebîr. Bu bütünün düzenine uygun bir parça olmayı seçen insanın işi kolay oluyor, tersi durumda akıntıya kürek çekme misali zorlaşıyor. Belki de bu yüzden İngilizce hastalık için kullanılan iki kelime düzen ve kolay sözcüklerinin olumsuzlaştırılması ile türetilmiştir; “dis-order” ve “dis-ease”. Vücudumuzun sınırlarını aşan katman katman bütünlüklerden ve onlar arasındaki ilişkilerden, algılayabileceğimiz en büyük bütünün oluştuğunu izleyebiliyoruz.

Diğer Yazılar

Hizmetimizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgi edinin. Tamam