Manzara

Rabia Yıldırım
3 dakika
-+=

Gün batıyor, gökyüzü günün emanetlerini bir sonraki güne devretmek üzere toparlanıp gitmeye koyuluyor… Boğazın eşsiz manzarası, insanın gözünü ve gönlünü şenlendiren o büyülü portre, zihnimde tutturduğum bir şarkı eşliğinde renkten renge bürünüyor. Bana göre her manzara, ona eşlik eden bir melodi ile kendini tam anlamıyla ortaya koyuyor, hatta onunla daha da güzelleşiyor. Çünkü müziğin birleştirici gücü, madde halinde bulunan nesneleri dahi zihnimde bir noktada toplamamı sağlıyor. İçimdeki musikinin verdiği ilham ile zihnimde uçuşan düşünceleri bir noktada toplamaya çalışırken, farkında olmaksızın o sevdiğim şarkıyı yüksek sesle söylemeye başlıyorum. O esnada bir süredir beklediğim arkadaşım yanıma geliyor, boğazın dalgalarına karışan sesime, kadim dostun kadife tonlarındaki sadâsı da teklifsizce eşlik ediyor. İki aşina gurûba karşı pek sevdiğimiz şarkının sözlerini hüzün ve neşeden hâsıl olan bir duygu içinde terennüm ediyoruz. Hava güzel, şarkı ve manzara insana etrafını fark ettirmeyecek kadar güzel… Daha ne olsun? 

Derken mesken tuttuğumuz köşeye, kahkahaları ve kendilerine göre eğlenceli müzikleriyle bir grup genç ortak oluyor. Gürültüyü andıran bu müzik sesinin hücumu ile az önceki sükûnetimi kaybediyor, içinde bulunduğum mutlu rüyadan bir avuç gencin çıkardığı gürültü taarruzu ile uyanıyorum. Bir süre yadırgayan ve keyifsiz gözlerle onları izlemeye koyuluyorum. “Kahkahaları, sohbetleri bana ne kadar da yabancı, dinledikleri müzik ve garip hareketlerden oluşan dansları bana ne kadar uzak…” 

Bu düşünceler içinde iken, yüzüme anlamını benim dahi çözemediğim alaycı bir gülümseme yerleşiyor.  Arkadaşıma dönüp “Gençlere hiç bilmedikleri bir şarkı söyleyelim mi?” diyorum ve aynı alaycı gözlerle bakıp beni onaylamasını bekliyorum. Bu halim hoşuna gitmemiş olacak ki, hayret ve şiddetle açılan gözlerini gözlerime dikiyor ve “Nereden biliyorsun bilmediklerini” diyerek az evvelki gülümsememi bana iade ediyor. Beklemediğim bu tavır karşısında sarsılıyor, ne diyeceğimi bilemez bir halde susuveriyorum. “Haklı! Nereden biliyorum? Ve nasıl bir cüretle onları küçümsüyor, bilmediklerini iddia ediyorum…” Şimdi kendime acı acı gülüyorum. Acı, beynimde başlayıp göğsüme doğru ilerliyor ve hakiki dostun “Hoşunuza giden ya da gitmeyen şeylerin iç yüzünü siz bil[e]mezsiniz.” hitabı ile arkadaşımın sitemkâr sorusu tam göğsümün ortasında kucaklaşıyor.  Ve her şey bu kucaklaşmadan sonra başlıyor… 

Arkadaşımla vedalaştıktan sonra, bu kez yaşadığım tecrübenin bende yarattığı manzarayı seyretmeye, gönlümün ve ruhumun bana neler söylediğini can kulağıyla dinlemeye karar veriyorum. Bildiklerim ya da bildiğimi zannettiklerim arasında sıkışan ve acıyan ruhum bana şunları fısıldıyor: Gerçekten de insan bilmediği şeyin cahili, bildiğini zannettiği şeyin ise esiri oluyor. Ve bu esaretin pençesine düştüğünü çoğunlukla fark etmiyor veya fark etmekten kaçınıyor. Öyle ki zaman içinde kılık değiştirerek önyargı kisvesine bürünen bu zanlar, hayat yolunda daha iyiyi ve daha güzeli görmemize engel olan yol kesici birer eşkıyaya dönüşüyor. Neticesinde insan (asıl vazifesi olan) kendini bilmekten çok, başkalarını bilmenin, onların hallerini tahlil ve tetkik etmenin peşinde ömür sermayesini eritiyor. Yücelerde mekân tutması gereken ruhunu ise ait olduğu yerin hasreti içinde böyle acı çekmeye mahkûm ediyor.  

Halbuki bu esaretten kurtulanlar, kâinata ve her bir zerreye hoşgörü ve ibret nazarıyla bakıyor. Hikmeti her nerede ve kimde olursa olsun alıyor. Ekoller ve akımlar başlatacak kadar bilgiye sahip oldukları halde, onun esiri olmadan “Bilmediklerimi ayaklarımın altına alsaydım başım göğe değerdi.”, “Bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir.” diyerek kalıpları yırtıyor, bu halleriyle hakiki görücü ve bilici olduklarını ortaya koyuyorlar. Üstelik bundan dolayı küçülmek şöyle dursun büyüyor büyüyor, hakikaten de başını göğe yükseltiyor ve yıllar hatta asırlar geçmesine rağmen isimleri dilden dile dolaşıyor. Sözleri tıpkı benim gibi yolunu doğru çizmeye çalışanlara rehber oluyor… 

Tertemiz ruhlarına selam olsun…

Diğer Yazılar

Hizmetimizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgi edinin. Tamam