Bir Güzellik Sanatçısından Güzelliğin Tanımı Fiziksel Güzelliğin Evrimi  

Nuray Özkan
4 dakika
-+=

“Otuzunda muhteşem, kırkında büyüleyici ve hayatınızın geri kalanında karşı konulmaz olabilirsiniz.”

-COCO CHANEL

Güzel olan şeyin niteliği, göze, kulağa hoş gelen veya taşıdığı üstün niteliklerle insanda iyi etki bırakan, takdir uyandıran şey veya hâlin durumu, hüsn, cemal, behçet.” “Güzellik, bir canlının, somut bir nesnenin veya soyut bir kavramın algısal bir haz duyumsatan; hoşnutluk veren hususiyetidir. Güzellik, estetiğin, toplumbilimin, toplumsal ruh biliminin ve kültürün bir parçası olarak incelenmektedir.” 

“A combination of qualities, such as shape, color, or form, that pleases the aesthetic senses, especially the sight.” Şekil, renk veya biçim gibi estetik duyuların, özellikle de görüşü memnun eden niteliklerin bir bileşimi.

Beauty is in the eye of the beholder: that which one person finds beautiful or admirable may not appeal to another. Güzellik bakanın gözündedir: Bir kişinin güzel ya da takdire şayan bulduğu bir şey başka birine çekici gelmeyebilir. 

“Güzellik için sevilmez, sevdiğin güzeldir.” Tolstoy 

“Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmazsa.” Aşık Veysel 

“Everything has beauty, but not everyone sees it. Her şey güzeldir, ama herkes göremez.” Konfüçyüs

Herhangi bir arama motoruna güzel/güzellik ile ilgili sözler yazın. İnsanoğlunun Aşk’tan hemen sonraki meşguliyeti olduğunu göreceksiniz. Yüzyıllar boyunca insanlık güzelliği tanımlamaya çalıştıysa da bunda pek de başarılı olamamıştır. Platon da dahil olmak üzere Yunan filozofları, güzelliği doğadaki herhangi diğer bir yasa kadar basitmiş gibi tanımlamaya çalışmışlar. Ancak “güzel(lik)” kültürler ve çağlar boyunca çeşitlilik göstermiştir. 1800’lerde solgun ve oldukça tombul kadınlar arzu nesnesi olarak görülüyorken, günümüz toplumunda arzu edilen kadınlar ince ve bronzdur mesela.

Güzel(in) “güzel” olduğundan herkes emindir. Ancak görür görmez “güzel” diyebildiğimiz şeyin evrensel ve kesin bir tanımını yapmak o kadar da kolay olmuyor. Kolayca tanımlayabileceğimizi sandığımız “güzel(lik)” tarihte fiziksel olarak uygunluğun(!)bir göstergesi olmuş ve evrimsel bir araç olarak görünen üreme yeteğini temsil etmiştir. Bu evrimsel ve biyolojik bakış açısından bakarsak “güzel”(liğin) tanımının küresel olduğunu düşünebiliriz, ancak kültürden kültüre “güzel”(lik) farklı çağrışımlar oluşturur. Yine de “güzel(lik) insanlık boyunca bir anlam taşır ve “güzel” bulunanlar daha sonra iyi, saf kalpli ve zeki olarak da görülmeye başlanır. 

Güzelliğin matematiksel olarak simetri ve mükemmelliğe doğru bir çaba olduğunu düşünüyorum. Mükemmel deyince aklıma ilk gelen “denge”, söz konusu nesne ya da canlıda denge olmayınca, insanoğlunun içinde yerleşik olan estetik duygusu birden uyarı vermeye başlıyor.

Peki bu mükemmelin sınırlarını kim/kimler çiziyor? Araştırmalar, medya aracılığıyla iletilen kültürel mesajların değerlerimizi, inançlarımızı ve davranışlarımızı şekillendirmede hayati rol oynadığını ve bunların hepsinin kendimizle ve birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuzu etkilediğini gösteriyor. 

İşte bir örnek: 2000’lerin başında Dove, markasını canlandırmanın bir yolunu ararken kadınların önceliklerini ve ilgi alanlarını öğrenmek için 10 ülkede 3.000’den fazla kadın üzerinde bir araştırma yaptı. Görüşülen kadınların sadece yüzde ikisinin kendilerini güzel bulduğu ortaya çıkınca Dove bunu bir fırsat olarak gördü ve güzelliğin tarifini değiştirdi. İç çamaşırı giymiş “gerçek” ve farklı kadın gruplarının yer aldığı bir reklam kampanyası başlattı. “Evolution” videosu ve Gerçek Güzellik Kampanyası “Dove” kelimesini herkesin bildiği bir markaya dönüştürdü. 

Peki “güzellik” gerçekten bakanın gözünde midir? 

Hemen hatırlayalım hikâyeyi: Mecnun’un Leylayı deli divane sevdiğini duyan Halife Harun Reşit Leyla’yı pek merak edermiş. “Mecnunu bu kadar mest ettiğine göre bu Leyla çok güzel bir kadın olmalı” diye düşünürmüş. En nihayetinde Leyla’yı bulup, Halifenin sarayına getirmişler. Süsleyip püsleyip karşısına çıkarmışlar. Ne var ki Leyla peçesini indirince Halife Harun Reşit hüsrana uğramış. Sanılmasın ki Leyla çirkinmiş ya da kötürüm veya yaşlı, ama öyle sıradışı bir cazibesi de yokmuş açıkcası. Sayısız diğer kadın gibi o da noksanları kusurları olan bir faniymiş işte. Halife hayal kırıklığını saklayamamış: “Leyla Leyla dedikleri bu mu Allah aşkına? Mecnun bunun neyine vurulmuş ki? Alelade bir kadın, ne farkı var ötekilerden?” deyince bunu duyan Leyla gülmüş. “Evet, ben Leyla’yım ama sen Mecnun değilsin ki” diye cevap vermiş. “Sen beni Mecnun’un gözlerinden göremedikçe aşk denen sırra nasıl eresin?” 

Güzellik bakanın gözündeyse…

Zamana, mekâna, kültüre, geleneğe, yaşa ve sayamayacağım farklı faktöre göre tanımlanıyorsa…

Ben ne iş mi yapıyorum? Aslında ezelden var olan, değişik sebeplerle kendini gizlemiş, kimi zaman hastalık, kimi zaman üzüntüler, kimi zaman yaş alma, kimi zaman çevresel faktörler, çoğunlukla da farklı gailelerden arka plana atılmış, ertelenmiş olan “güzelliği” tekrar hatırlatıyorum. En büyük hizmet, güzelliğin sağlıktan ayırt edilmemesi gerektiği gerçeğini; ayrı bir iş, bir yük olarak görülen her şey gibi, hep o hiç gelmeyen yarına bırakılan sağlıkla güzel olmayı, sağlıkla güzel kalmayı, nefes almak, yemek yemek gibi hayatımızın içine alınabilmesine bir nebze katkıda bulunmak. Kul hakkına girmeden, haklarımızı Hakka teslim edebilmek için…

Diğer Yazılar

Hizmetimizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgi edinin. Tamam