Geleceğin Organizasyonları ve Liderlik 2: Beşerî Dinamikler

7 dakika
-+=

Bir önceki yazımızda Geleceğin Organizasyonu ve Liderlik konusunda geleceği daha iyi öngörebilmek için içinde bulunduğumuz büyük sistemi ve bu sistemin nereye doğru evrileceğini konuşmuştuk ve bunu konuşurken de Rus bilim insanı ekonomist Kondratieff tarafından ortaya konan ve sonra çeşitli bilim insanlarının katkılarıyla geliştirilen K-Dalgaları’ndan faydalanmıştık. Bu yazımızda ise Geleceği etkileyecek ve dolayısıyla Organizasyonları ve Liderlik anlayışını dönüştürecek diğer bir önemli parametre olan Beşerî Dinamikleri anlamaya çalışacağız, beşeri dinamiklerle sistem dinamikleri arasında adeta bir tavuk-yumurta ilişkisi olduğunu hatırlayarak. 

Amerikalı Psikolog Dr. Jean Twenge “İnsan, içinde yaşadığı çağa babasına benzediğinden daha çok benzer” demektedir. Bireylerin gençlik çağında yaşadıkları önemli ulusal ve uluslararası olaylar ortak bir bilincin ve algının oluşmasına neden olmaktadır. Oluşan ortak bilinç ve algı, gelecekte oluşacak davranış, tutum, eğilim ve tercihleri şekillendirebilmektedir. Dolayısıyla her bir yeni kuşak, sahip olduğu değerleri, algıları, tutum ve davranışları, farklı bakış açıları, güçlü ve zayıf tarafları gibi özellikleri ile farklı karakteristik özelliklere sahiptirler. Her dönemin ruhu, genel hatlarıyla belirli ortak özelliklere sahip insanların ortaya çıkmasını desteklemekle birlikte, her kişide bu özellikler farklı tonlarda görülebilmektedir. Bunun altında yatan önemli bir neden, dış faktörlerin farklı bağlamlarda farklı oranlarda bireyleri etkilemesiyle beraber, bundan daha önemlisi her bireyin yaşadığı olay karşısında geliştireceği, duygu, düşünce ve davranışın insanın biricik olmasından dolayı farklılaşmasıdır. Mevlana’nın “Düşünmeyi öğrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim. Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.” demesi, analiz yapabilmek için konuları terminolojinin ve metodolojinin kaplarına koyarak ele almamız gerektiğine, fakat sonra sağlıklı düşünebilmek için konuları dikkatlice analiz ettikten sonra bu sefer düşüncemizi kalıplardan kurtarmamız gerektiğine yönelik önemli bir değerlendirme. Kuşaklar teorisinde yer alan belirleyici noktalarla, iş dünyasının geleceğinin profillemesinde oldukça önemli ipuçlarını alarak, sağlıklı düşünme noktasında tüm bu indirgemeci yaklaşımları ve onun kalıplarını bir kenara koyarak senteze ulaşmayı hedefleyebiliriz.

Kısaca hala iş hayatında olan kuşaklara bakarsak oranları çok düşük olmakla beraber ilk önce “Baby Boomers” kuşağını görürüz. 2. Dünya Savaşından sonra 1940-1960 yılları arasında doğan yaklaşık bir milyar bebekten dolayı bu isimle anılan kuşağın en belirgin özellikleri kanaatkâr ve duygusal olmaları, sadakat duyguları yüksek, otoriteye bağlı, gerektiği zaman teknolojiyi kullanan, gelenek ve kültürlerine bağlı bir kuşak olmalarıdır diyebiliriz.

X kuşağı üyeleri, bireyciliği ön planda tutan, toplumsal sorunlara duyarlı, mücadeleci, küresel düşünen, işlerine bağlı ancak iş ve özel yaşam dengesini korumaya özen gösteren, farklı yaşam biçimlerine, kültürel çeşitliliğe hoşgörülü ve garantici yaklaşan bir yapı sergilemektedirler. Bebek Patlaması kuşağı anne ve babalarının “Çalışmak için yaşamak” anlayışı, X kuşağı için “yaşamak için çalışmak” anlayışına dönüşmüştür.

Y Kuşağı adını ingilizce “WHY” kelimesinin “Y” harfinden alırlar. “Neden” sorusunun cevabını ararken, iş dünyasında da nedenini anlamadıkları işleri yapmaktan imtina ederler. Teknoloji konusunda X kuşağına kıyasla daha yetkindirler. Bu kuşak üyelerinin üçte ikisi beş yaşlarından önce bilgisayarla tanışmıştır. Akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar ve sosyal medya ile büyüyen ilk kuşaktır. İletişim kurarken daha çok teknolojiyi kullanırlar. Bazı kurumlar iş yerinde yüz yüze iletişimi arttırmak için duvarlarına “walk to talk” yazmak zorunda kalmıştır. Bu kuşağın özellikleri, değerleri ve beklentileri üzerinde dijital teknolojinin belirleyici bir etkisi bulunmaktadır.

Y kuşağının en önemli karakteristik özellikleri arasında bireysel, özgürlüklerine düşkün ve girişimci olmaları sayılabilir. Ne istemediklerini bilme noktasında kafaları net olmakla beraber ne istediklerine karar vermede zorlanırlar. Çalışmayı kendinden önceki kuşaklar kadar sevmeyen, yaşamak için çalışmak zorunda olduklarına inanan bir kuşaktır. Bugünü yaşayan ve uzun süreli plan yapmayan bireylerdir. Kurallardan ve otoriteden çok hoşlanmayan, daha hızlı tüketen, tatminsiz davranan bu kuşağın bir diğer özelliği de özgüvenlerinin yüksek olmasıdır. Fakat bu her zaman aynı oranda öz kaynaklarının yüksek olduğu anlamına gelmemektedir. İlgi odağı olmaktan çok hoşlanırlar. Hedefleri yüksektir.

Günümüzde sayısal olarak iş dünyasına hâkim kuşak Y kuşağı olarak görülmektedir. Yakın geleceğin iş hayatını domine edecek kuşaklar ise Y ve Z kuşağı, uzak gelecekte de Alfa kuşağı olarak görülmektedir. 

Z kuşağını diğer kuşaklardan ayıran en önemli nokta dijital teknolojiyle doğup büyümeleridir. Z kuşağı, X ve Y kuşaklarının çocuklarıdır ve ebeveynlerinin görüşlerine diğer kuşaklardan daha fazla değer veren ve onların fikirlerini önemseyen, onları dinleyen yapıdadırlar. Y kuşağıyla birlikte dünya genelinde en aktif sosyal medya kullanıcılarıdır.

İnternet olmadan hayatın ne demek olduğunu bilmemektedirler. Akıllı cihazları ileri beceri düzeyinde kullanmaktadırlar. Akıllı cihazlarla aynı anda müzik dinlerler, blog yazarlar, elektronik postalarını takip ederler, sosyal medya ağlarında dolaşarak mesajlaşırlar, film vs. izlerler. Z kuşağı hem gerçek hem de sanal dünyada çalışabilmektedir. Bu iki dünya arasında hızlı ve sürekli gezinti yapabilmektedirler. İhtiyaç duydukları bir veriye kolayca ulaşabilir ve o veriyi paylaşabilirler. İş hayatında da rutinden uzak, yaratıcılığı ve teknolojik-dijital içeriği yüksek işlere yönelmektedirler. İstemedikleri, anlam bağı kuramadıkları, en kıymetli kaynakları olan zamanlarını vermeye karşılık olan ücretin verilmediği, kendilerini geliştirme ve gerçekleştirme fırsatlarının olmadığı firmalarda çalışmak yerine çalışmamayı tercih edecek yapıdadırlar.

Bilgiye ulaşma kapasiteleri yüksektir. Bilgiyi sadece tüketmezler aynı zamanda üretip kontrol edebilme yetisine sahiptirler. Kuşaklar arasında el-göz-kulak uyumu ve motor becerileri en yüksek olan kuşaktır. El-göz-kulak uyumu yüksek olmalarına karşın odaklanma süreleri diğer kuşaklarla kıyaslandığında oldukça kısadır. 

Kendinden önceki kuşaklara oranla, bir ideolojiye, milli değerlere, geleneğe, dinlere bağlılıkları hatta kendi farklı kimliklerine dahi bağlılıkları düşük olmakla beraber çok kimlikliliği önceki kuşaklara göre daha çok severler. Dijital ortamlarda gerçek hayat kimliklerinin dışında yakınlarının dahi kendisini bilmeyeceği kimliklerle var olmayı tercih edebilirler. Kimliğe ve onu oluşturan unsurlara yönelik düşük bağlılıkları diğer yandan onlara bir üst kimlik oluşturmada kendilerini “dünya vatandaşı” ve “evrenin bir parçası” olarak görmelerine destek olur. Aynı şekilde içinde bulundukları kuruma karşı da bir önceki kuşağa göre daha az bağlılık hissetmekle beraber, kendisini geliştirebileceği, anlamı yüksek, kendisini gerçekleştirmesi noktasında ona destek olan yapıların içinde olmayı tercih edebilirler. 6. Dalganın getirdiği çevre hassasiyeti ve insan için sürdürülebilirlik, çevre için sürdürülebilirlik yaklaşımları, bireysel refah ve toplumsal refah arasındaki sınırların aşınması ve aşılması, Z kuşağının kurumlarından sosyal refah noktasında beklentilerini arttıracaktır. Baby Boomer’ ların “ben kuruma ne katabilirim?” sorusu, X’lerde “ben kuruma ne katarsam diğerlerinden ayrışırım?” sorusuna, Y kuşağında “kurum bana ne katabilir?” e dönüşürken, bu soru Z kuşağında “Kurumum çevreye ve insanlığa ne katabilir?”e dönüşmüştür.

Z kuşağının kurumlardan beklentileri kurumları daha “sosyal-şirketler” olmaya zorlarken liderlikten beklentileri de günümüz liderlik anlayışını dönüştürecek şekildedir. Bu kuşak ile liderlik, din insanları ve siyasetçilerden daha çok kurumlardaki yöneticilerden beklenen bir yaklaşım halini alacaktır.  Karşılarında bir yöneticiden ziyade bir “kolaylaştırıcı” görmeyi, hayatın her alanında olduğu gibi samimi ve sade bir şekilde iletişim kurabilmeyi, kendisini gerçekleştirme ve hayat amacını bulma noktasında koçluk stili ile yöneten hizmetkar liderlerin olmasını isteyecekleri düşünülmektedir. Bu kuşak ile kurumlarda tersine mentorluk çalışmalarının daha da artacağı düşünülmektedir.

Son kuşak olan Alfa’lara baktığımızda ise yaşadıkları dönemdeki teknolojik gelişmeler ve Alfa’ların karakteristik özellikleri göz önüne alındığında, 2021 yılı itibari ile tamamı öğrenci olan ve henüz çalışma hayatına girmemiş olan Alfa’ların çağlarına uyum sağlayabilmeleri için eğitim sisteminin temelden değişmesi gerekmektedir. Araştırmacılar, Alfa kuşağının sahip olduğu özellikler nedeniyle geleneksel eğitim yöntemlerinin bu yeni öğrenci grubunun entelektüel, sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını karşılayacak donanıma sahip olmadığını düşünmektedir. Özellikle teknolojik bilgiden yoksun öğretmenlerin Alfa kuşağı ile ciddi sorunlar yaşayacağı düşünülmektedir. 

Alfa kuşağı mensupları, yaşamlarının ilk yıllarından itibaren, günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası olan teknolojiyle ve yaşam biçimlerini ve davranışlarını etkileyen dijital dünya ile artık bir bütün olmuşlardır. Alfa kuşağı girişimci ruhlu, yaratıcı, dinamik, kural tanımayan, otoriteden hoşlanmayan, bağımsızlıklarına düşkün ve teknoloji bağımlısı gibi karakteristik özelliklere sahiptir. Bu kuşağın temsilcilerinin büyük ölçüde teknolojiyle ilişkili meslekleri tercih edecekleri, lider odaklı davranışlar sergileyecekleri, yüz yüze iletişimden hoşlanmadıkları için gerek kişisel gerekse işle ilgili bütün gereksinimlerini dijital dünyadan karşılayacakları düşünülmektedir. Youtuber, blog yazarlığı, influencer gibi yeni meslekler Alfalar arasında daha şimdiden oldukça popüler olmuştur. Hatta bazı Alfalar bu mecralardan ciddi gelir elde etmektedir. 

Gelecekte, kurallardan ve otoriteden hoşlanmayan Alfa kuşağı ve otorite sorusu gündeme gelebilir. İleride bu kuşağın üyelerinin hiyerarşik olarak yapılandırılmış organizasyon ortamında yöneticileri ile iletişimlerinde nasıl davranış sergileyecekleri önemli bir konudur. Bu nedenle kurumların yöneticileri, yönetme stillerine odaklanarak özellikle “Liderlik Ederek ve Koçluk Yaparak” yönetme noktasında gerekli yetkinlikleri, Z kuşağını yönetme süresi boyunca geliştirmiş ve hizmetkâr liderlik yaklaşımlarını içselleştirerek kurum kültürü haline getirmiş olmaya ihtiyaç duymaktadırlar. 

Z kuşağının yöneticisinden beklentisi olan “hizmetkâr liderlik” yaklaşımıyla, 6. Dalganın etkilerinin daha fazla görüleceği Alfa kuşağında, maddenin insan tarafından fazlasıyla manipüle edilebilir olduğu, post-human örneklerinin laboratuvar boyutundan yavaşça günlük hayat seyrinde görülebilir örnekler haline geldiği bir gelecekte daha çok manevi (içsel) ihtiyaçların artacağı, maddeyle olan ilişkinin de ihtiyaç bağlamından kurtulacağı, bir önceki kuşak ile beraber şirketlerin omuzlarına yüklenmiş olan “dünya için lider çıkarma” görevi ile daha anlama odaklı, daha kapsayıcı, birleştirici ve daha manevi liderler ortaya çıkacaktır. 

Diğer Yazılar

Hizmetimizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgi edinin. Tamam