Geleceğin Organizasyonları ve Liderlik 1: “Gelecek”

Pınar Ersoy Özdoğru
6 dakika

İş insanlarından gelen talep doğrultusunda Geleceğin Organizasyonları ve Liderlik hakkında 2021 Ocak’ında bir konuşma yapmıştım. “Perşembe’nin gelişi çarşambadan bellidir” atasözünde belirtildiği üzere bir işin nasıl ilerleyeceği şimdiki gidiş-hattan belirli oranlarda öngörülebilir diyerek içinden geçtiğimiz pandemi sürecinin getirdiği bilinmezliği kısmen kabul etmekle birlikte, “Dünya bazı olaylardan dolayı mı eviriliyor, dünya evrildiği için bazı olaylar mı gerçekleşiyor?” sorusunu sormuştum. Zira iş dünyasının değişime uğradığı, ancak katalizörlerin devreye girmesiyle tepkimelerin hızlandığı ya da yavaşladığını söylemek mümkündü. 

Konunun özünde yer alan gelecek tasavvurunda ise sistemsel ve beşerî unsurlar değişimin temel unsurları olarak tanımlanabilmektedir. Sistemsel ve beşerî dinamikler iş hayatında “Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar?” paradoksu gibidir. 

Lineer bir zaman akışı ile sistemsel dinamiklere bakıldığında, 1763 yılında buharlı makinenin İngiltere’de icadı ile birinci Sanayi Devrimi başlar ve günümüze kadar gelişerek devam eder. Ancak bu büyüme süreci istikrarlı, yani lineer değildir. Hızlı genişleme dönemlerini genellikle sosyal refahın düşmesine neden olan kriz dönemleri ve yoksullaşma takip eder. Kapitalizmin sahip olduğu bu dalgalı gelişme sürecini ilk olarak Rus ekonomist Nikolai Kondratieff tarafından detaylı olarak incelenmiştir. 1925 yılında, ekonomist Nikolai Kondratieff’in yapmış olduğu araştırma sonucunda bu değişikliklerin lineer bir akışa kıyasla bir sinüs dalgası halinde olduğunu tespit etmekle beraber bu dalgalanmaları açıklayacak kapsamlı bir teori ortaya koymamıştır. 1925 sonrasında pek çok bilim insanı bu teoriye katkı sunmuştur. Joseph Schumpeter geliştirdiği iş çevrimi teorisi ile bu uzun dalgaların oluşum nedenini şu şekilde açıklamıştır: yeni ürünlerin, yeni hizmetlerin ve yeni süreçlerin ortaya çıkması. Carlota Perez tarafından bu teknoloji devrimlerine yeni yaratılan tekno-ekonomik paradigmasının eşlik ettiği ve teknoloji devrimleri bu yeni paradigma ile büyük 50 veya 60 yıl süren yeni bir gelişme dalgası yarattığı ortaya konulmuştur.  Günümüzün beşinci dalgayı yaşadığı ve altıncı dalgaya geçiş sürecinde olduğu belirtilmektedir. 

Her dalga kendi yeni ortamını yaratmakta ve bir süre sonra bu teknolojinin taklitleri sonucunda ortaya çıkan imitasyonları ile bu teknolojiyi kullanan firmaların sayısı artmaktadır. Rekabetin artışı ile oluşan bu dalga kendi içinde konsolide olmaya başlaması ile durgunlaşma dönemine girmektedir. Mevcut dalganın ürettiği değer, finans piyasasında ürettiği değere kıyasla bir farklılık oluşturması nedeni ile bu trend belirli bir süre sonra sönümlenmekte ve küçük ölçekli bir resesyon yaşanmakta, devamında ise yeni bir teknolojinin devreye girmesi ile yeni bir dalga oluşmaktadır. Dalgaların zaman akışı da her ülkede farklılık göstermekte, faz farkları oluşabilmektedir. Günümüzde gelişmiş ülkelerde beşinci dalganın sonu altıncı dalganın başlangıcı yaşanmaktayken, gelişmekte olan ülkeler için beşinci dalganın içinde bir yerde bulunduklarını gözlemlemek mümkündür. Yeni dalganın başlangıcında, bir önceki dalganın etkileri ve getirileri gözlemlenebilmektedir. Bu getirilerin oluşturduğu akış bir spirale benzetilebilir. Yeni oluşan dalga bir öncekini kapsayarak daha üst bir iş modeli ve iş yapış şekilleri ile daha farklı bir bakış seviyesi yaratmaktadır. Örnek olarak, dördüncü dalganın otomotiv sektöründe yarattığı etki ile yalın üretim kavramı ortaya çıkmıştır ve beşinci dalga bu kavramı da kapsayarak gelişmeye devam etmiştir. Gelecekte oluşacak altıncı dalganın da beşinci dalgada ortaya çıkan esnek organizasyon yapılarını kapsaması öngörülmektedir. 

IMG 7588
https://riddhishethdash.medium.com/what-are-the-innovations-that-are-predicted-to-unlock-economic-growth-in-the-6th-wave-5f195345e1e9

Altıncı dalgaya gelindiğinde, özellikle büyük yatırımcılar bu dalganın oluşacağı alanı öngörmeye çalışmaktadır. Bu alan birçok bilim insanının öngörüleri doğrultusunda “sürdürülebilirlik” noktasında ekosistem’in sürdürülebilirliği için çevre teknolojilerinde ve kaynakların daha verimli kullanılması noktası ile insanın “sürdürülebilirliği” için sağlık sektöründe; atom altı seviyede (nano parçacıklara) kuantum mekaniği formüllerinin uygulanması ile ortaya çıkacak yeni fenomenler ve nanoteknolojilere ek olarak bio teknolojiler üzerinden gerçekleşecektir. Yeni dalga ile yeni bir sektör yaratılması ya da sağlık ve/veya çevre teknolojileri sektörünü mevcuttaki konumundan başka bir yere çekebileceği öngörülmektedir. 

İnsanlar geleceğe dair pek çok hayal kurabilir ama en başta dünya olmak üzere kaynaklarını tükettiği noktada bu hayallerinin hiçbirini gerçekleştiremez. Bu ifadeden yola çıkıldığında, sürdürülebilirlik kavramı insanın geleceğe dair hayallerini gerçekleştirmesi için olmazsa olmaz unsurlardan biri olarak tanımlanabilmektedir. İnsan kendi yaşantısını ve geleceğini garanti edebilmek adına çevresel sürdürülebilirliği de garanti altına almak istemektedir. Buradaki çevresel sürdürülebilirlik sadece karbon ayak izi, yeşil etiket, kaynakların etkin kullanılma gerekliliği, yenilenebilir enerji kaynakları kavramları ile sınırlı değildir. Toplumsal refahı da içine alan daha büyük bir çevre algısından bahsedilmektedir. Bu yeni algı düzeyi oldukça bütüncül, kapsayıcı bir birlik anlayışını yanında getirmektedir. 

Kelebek etkisi anlatılırken “bir yerde bir kelebek kanat çırpsa, dünyada fırtına olur” ifadesi artık hepimiz için özellikle pandemi sonrası daha çok anlaşılabilir bir hâl almıştır. Artık şöyle bir cümle kurulduğunda “Afrika’da bir çocuk kirli bir su içse, Avrupa’daki tüm çocuklar temiz su içseler bile bir iki gün içinde karnı ağrır” kimse bu cümleye itiraz edebilecek durumda değildir. Bu da sürdürülebilirlik kavramının ister bütün eko-sistem ister salt insanın kendi sürdürülebilirliği için olsun toplumsal refahı da kapsayan bir anlamı dayattığı söylenebilir. 

Bu doğrultuda, altıncı dalgada toplumsal refah ile bireysel refah düzeylerinin arasındaki sınırların aşınacağı ve aşılacağını söylemek yanlış bir öngörü olmayacaktır. Böyle bir anlayış insanların tekrardan ne kadar diğer tüm varlıklardan bağımsız olabileceklerini düşünmesine sebep olabileceği gibi bazı kavramların ve değerlerin içini yeniden doldurma ihtiyacını yaratacaktır.

Yukarıda bahsedilen örnekler ve kavramlarda da bahsedildiği üzere, yapılan araştırmalar altıncı dalga ile aydınlanmanın getirdiği hürriyet ve bağımsızlık kavramlarının yeniden sorgulanacağını göstermektedir. Yapılan her hareket, alınan her aksiyon global sürdürülebilirliğe ve toplumsal refaha etki edecek ise kişiler ne kadar bağımsız hareket edebildiklerini sorgulamaya başlayacak ve bu da altıncı dalgada kavramların yeniden şekillendirilmesini sağlayacaktır.

Beşinci dalgada teknolojinin ortaya çıkardığı yakınsama madde üzerinde görülmüş ve günümüzde oldukça yaygın hale gelmiştir. Örneğin bir cep telefonuna baktığımızda, aslında onun bir ses kayıt cihazı, saat, takvim, bilgisayar, radyo gibi pek çok maddeyi alarak bir madde üzerinde yakınsanması olduğu görülmektedir. Altıncı dalgada ise bu yakınsamanın nano-teknolojiler ve bio-teknolojilerin yaratacağı yeni fenomenler ile insan bedeni üzerinde olabileceği öngörülmektedir. Buna dünyada yapılan keçi fetüsünde üretilen cenin, bir hayvanda üretilen organlar, üç boyutlu yazıcılar ile uzuvlar yapılması, demans ve Alzheimer hastalıkları için beyni eski kapasitesine getirebilecek mikroçipler üretilmesi gibi çalışmalar örnek olarak gösterilebilir. Teknolojinin yaratacağı yeni fenomenlerle insan, madde ve hayvanın insan bedeninde yakınsanacağının birer göstergesi olarak ortaya çıkmaktadır ve bu günümüzde daha sık duymaya başladığımız yeni bir “insan” öngörüsünü gündeme getirmektedir.

Altıncı dalga sürdürülebilirlik noktasında sadece toplumsal refah ve bireysel refah arasındaki sınırların aşınmakta-aşılmakta olduğunu göstermemekte aynı zamanda insan, hayvan, madde ve digitalizayon arasındaki sınırları da zorlamaktadır. Bundan elli yıl önce kişiler “beni insan yapan şey nedir?” sorgulaması içinde değilken, bugün bizler bu sorgulamayı yaşamakta ve maddeyi referans almaktayız. Bundan elli yıl sonra ise aynı sorgulamalar devam etmekle birlikte, artık kişilerin referansı maddenin yakınsanması nedeni ile madde üzerinden olamayacak ve mânevi kavramlar üzerinden olacaktır. Dolayısıyla spiritüellik kavramları ve maneviyatın burada devreye girmesi ve “post-human” denilen kavrama yaklaşılması yeni dalgalar ile sorgulanması öngörülen konulardan biri olarak örneklendirilebilir. 

Her dalganın kendi terminolojisini ve metodolojisini oluşturduğu, kendi değerlerini önceliklendirdiği bilinmektedir. Bir yandan da milletler arası çalışmalar, düzenlemeler ve ihtiyaç duyulan regülasyonlar için yeni dalganın kendi iç basıncı oluşmaya devam etmekte, oluşan konjonktürel basıncın yeni dünya sistemi ile insanın kesiştiği noktalardan biri olan organizasyonlara da ciddi yansımaları olacağı öngörülmektedir.

Diğer Yazılar

Hizmetimizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgi edinin. Tamam