Ruha Uzanan Köprü, Müzik

Büşra Demir
3 dakika
-+=

Seher vakti terennümlerini, gün doğumunun dinginliğini kaçırdığımız,  gönülden bir sohbeti veya iç sesimizi telaşlarımıza feda ettiğimiz günler bir bir sıralanırken aşkın duyguları tattığımız oluyor mu dersiniz? Bize, gördüklerimizin ötesinde varoluş halleri de olduğunu hissettiren duygular…

Modernitenin cazibesini bir şemsiye misali üzerimizde taşırken, letafet yağmurlarını kaçırıyoruz çoğu zaman. Oysa o yağmurlar bize her an yağıyor. Gülümseyen bir gözde, atomun içindeki kusursuz dönüşlerin tahayyülünde, salyangoz kabuğunun spiralinde gizlenmiş sayılarda… Öyle çok damla var ki dört yanımızda, hepsinin farkında olmak kim bilir ruhumuzu nasıl kanatlandırırdı.

Bütün o damlaların arasında bir tanesi de var ki, kulaklardan kalbe doğru akıp orayı bir gülistana çevirebiliyor. Bazen üfleyen bir nefes, bazen tellere dokunan parmaklar nasıl oluyor da insan ruhunu bulunduğu mekandan başka bir boyuta taşıyabiliyor? Seslerin ahenk dolu birlikteliği, nasıl oluyor da ruha uzanan latif bir köprü oluveriyor?

Zamanın durduğu bir boşlukta, bu latif köprüden karşıya geçtiğimde artık bedenimi de geride bırakıyorum sanki. Yağmur damlalarının geldiği bulutun içine, hatta onun ötesine geçmek gibi. Orada, insanı ağlatacak güzellikte coşkun ırmaklar, hüzün denizleri, aşk vadileri, hasret tepeleri gizli. Hepsinde bir bir gezinirken, duyguların aşkınlığıyla insanın kalbi deliniyor adeta. Bir yandan acıyor, bir yandan ışık sızıyor bütün o deliklerden. Ta ki boşlukta sallanan zaman tekrar tahtına kuruluncaya kadar.

Müziğin evrensel olması, ruha bu denli güçlü etkisinden olsa gerek. Kalplerin notalarla birlikteliğinde hangimiz telaşlarımızdan, sıradanlığımızdan, tutsaklığımızdan bir süreliğine sıyrılmıyoruz? Keşke onunla daha fazla baş başa kalabilsek, daha sık köprüler kurabilsek…

Kadim zamanlardan bu yana müzik, ayinlerde, törenlerde, şifahanelerde kullanılıyor. Atasözlerine girip hayatlarımızın bir kenarına yerleşmiş durumda. Günümüz olanakları içerisinde etkisinin ‘nasıl’ı, ‘niçin’i daha büyük bir titizlikle inceleniyor. Beyinde nasıl hareketlenmeler oluşturduğu, bu hareketlerle bedende neleri değiştirebildiği ortaya çıkıyor bir bir. Ve bilinmezler aydınlandıkça insan daha da hayranlık duyuyor. Duygularımızı bu denli harekete geçirebilecek, dönüştürebilecek kaç vasıtaya sahibiz?

Müzik, sanatçının duygu dünyasını notalara dökmesi bir nevi. Öyle ki, bazen hüzün, bazen ümit, bazen mutluluk taşan bir gönülden süzülüp de demleniyor duygular. Fazlalıklarından arınıyor demlendikçe. Duru, yalın bir hal alıyor. Ve zamanla melodilere dönüşüyor. Bazen de olduğu gibi, bütün yoğunluğuyla sızıyor notaların içine. O duygu seli, kendiliğinden birbirine bağlıyor notaları da bir eser zuhur ediyor. Ve her iki halde de ortaya çıkan müzik, başka ruhlara köprü olmak için hazır hale geliyor. Büyük sanatçının eşsiz eserinden bir damla tecelli ediyor.

Ruha açılan kapılarımız olmasaydı, büyük ihtimalle çok sığ hayatlarımız olurdu. Hissizleşen kalplerin, yaşamın anlamını yitirmesi belki bunun en uç örneklerinden sayılabilir. Ama ne büyük bir lütuftur ki yaratılmışlardan bazılarına bu kapıları açabilecek anahtarlar verilmiş. Onlar, kainatı notalar, sayılar, renkler veya sözcükler üzerinden okuyabiliyorlar. Kalplerinde taşıdıklarını, okuduklarıyla harmanlayıp kainatın gizli hazinelerini bizlerin önüne serebiliyorlar. Ve bizler o açılan kapılardan girip başka bir alemi temaşa etmenin tadına varıyoruz. 

Peki bugün çeşit çeşit ezgiler kulağımıza uçuşurken neden her defasında o latif köprüler kurulamıyor? Neden uzanamıyoruz ruhlarımıza? Bana öyle geliyor ki, duyguların süzülüp demlendiği veya bütün yoğunluğuyla biriktiği  bir gönül çanağı eksik bugün. Müzik, ruha uzanan bir köprü olmak yerine sanki ancak bir kulaktan ötekine uzanabilen patika olabiliyor. Notalar aceleyle, derinlere inmeden geçiveriyor karşıya ve çıkıp gidiyor bulunduğu yerden. Bazen de, biz kendi zihnimizdeki kalabalıkları yığıyoruz köprünün önüne. Telaşlı, meşgul, karmaşık kalabalıkları… Önünden geçiyor ama köprüyü görmüyoruz. Ve bazen üzerimizdeki yüklerden, hayatın tatsızlıklarından sıyrılmak adına beynimizi uyuşturup unutmaya çalışıyoruz. Kendimizi unuttuğumuzda, ortada geçilecek bir köprü de kalmıyor. 

Halbuki unutmak değil, hatırlamak olmalı insanın gayesi. Büyük sanatçının eserinde biricik bir parça olduğunu, eşsiz bir bütüne ait olduğunu, o bütüne uzanan çeşit çeşit yolları olduğunu. Ancak bu sayede lezzetlenir hayat. Hakikatin güzelliğine değdikçe, oradan bir koku duydukça.

Şemsiyeyi bir kenara koyup letafet yağmurlarına kucak açmanın zamanıdır şimdi. Kalbinize akacak bir müzikle köprüden ruha uzanma vaktidir bu vakit. İçeriden ve dışarıdan gelen tüm sözcüklere bir ‘es’ verme vaktidir. Bırakın müzik başlasın.

Diğer Yazılar

Hizmetimizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgi edinin. Tamam